Lin

Aa

Ben burda oturmuş kaybederken salınan bir yaprak var bir de hangmassive.
Çok dinginim çok kızgınım çok üzgünüm çok mutluyum çok haplıyım çok hastayım çok başım dönüyor.
Kızıl bana yakışmıyor. Şu an yazacağım şeyler saçmalık okuyana acıyorum,
Kafamı boşaltmam gerek
İçini
Ondan o kadar çok nefret ediyorum ki, hiç bir şeyi haketmiyor bana dair, konuşurken yüzümü izlemeyi bile haketmiyor, hiç adil değil. Onun orda benim burda olmam,
Onun mutlu benim mutsuz olmam
Hiç adil olmaması hiç adil değil.
Sigara içmeyi deniyorum boğazım yanıyor, hastayken efkarlanılmıyor bile.
Müzik durduğunda olan sessizlikle birlikte kulağımın çınlaması ve karnımın gurultusu,
Vücuduma kötülük ediyorum ne nankörüm. Kendi kendimi iyi edemezken onu nasıl gerigetireyim
Ki
Zaten geri getirebilmek de istemiyorum
Neden o zaman


Anne kuş bile yuvaya uğramıyor. Parmak uçlarım bir yalana dokunuyor. Beni bugün sokakta yürütmediler. Başka ne oldu, kıvırcık saçlı birinin saçlarıyla konuştum. Ben git gide anneme benziyorum.
Birine benzemeden varolamıyorum. Varolabilmem ne işe yarıyorsa. Bir de bir dilenciye teşekür ettim.

Hayat yine bana böyle acı çektirerek sonrasında vereceği güzelliğe mi hazırlıyor acaba. Ben acıdan ölürsem ne anlamı kalacak o güzelliğin, gerçi beni öldürüyorsa beni şeyyapar,
Ğ

„„„„

Alın beni
Bir
İne
Verin
Bir yere ya da
Ben ben olmayayım ama artık
Onun
Oranın parçası olayım
Parça olacak uyum yok bende gerçi. Grup çalışmalarında hep işi bozarım.
Ben bugün çok kötüyüm yarın da ya daha kötü olurum ya biraz iyi ama yarın ola hayrola yarın ola keşke yarın ola
Yarın bile olamıyor bu nasıl berbat bir „

Karnımda fırkateynler patlıyor ben hang massive dinliyorum şuan bunu yazmaktan çok pişman oluyorum ama yazarken iyi oluyor bir şey yapmış oluyorsun bir şey yapmış olmak insana bir şeyler kazandırır, bir şey olursun

Senin de ciğerin yanacak+

Ben şimdi bir vapura binip gidiyorum gibi geri de dönebilirim gibi işe gidiyorum akşam da yine vapura binip eve döneceğim gibi boşum.
Çok boşum
Ben yazmıycam artık defterime yazıcam

0 notes, March 28, 2014

Çok kolay değil(1)

Çok kolay olur sanıyordum ama hiç kolay olmuyordu benim için. Çizgilere basmadan yürümeye çalışarak ve yolu bayağı uzatarak evime dönüyordum. Kafamın içindeki çizgilere de eş zamanlı basmamaya çalışıyordum. Uzun bir gece olacaktı, evimdeki kuyuya inip gözyaşlarımla kuru kuyuyu biraz rahatlatacaktım. Evimin önüne geldim ve çok özel tünelimden odama geçtim, bu tünel sadece bana görünürdü. Kuyuya inmeden önce yanıma iki kitap 2litre su bir el feneri ve bir de ses kayıt cihazımı aldım, kuyu sessizliği adlı yeni şarkım için. Yavaş yavaş inmeye başladım. İniş her zaman felaket uzun sürerdi. Zaman kavramı kuyunun dibine yaklaştıkça yitmeye başlardı, ne kadar sürede indiğimi kestiremezdim ama bayağı uzun sürerdi. Sonunda dibe vardım. Soğuk duvara sırtımı yasladım, eşyalarımı yanıma yerleştirdim. İçime bir titreme geldi ve yerleşti. Kafamda karmakarışık şarkılar çalıyordu. Belki de o gün sigarayı bırakmıştım, bırakmış mıydım hatırlamıyordum. O gün neleri bırakmıştım başka, kalan bir şeyim yoktu sanki. Gözlerim çok hızlı zamanlara karşı duruşunu kararlılıkla sürdürüyordu. Cebimdeki tütünlerle oynadım. Kuyunun nemli havasını içime çektim, burdan çık diye bağırıyordu ciğerlerim. Çıkması çok uzun sürerdi. Biri kuyunun üzerinden bana sesleniyordu, duyuyor ama karşılık verecek gücü kendimde bulamıyordum. Gücümü toplamam bayağı uzun sürdü, sürmüş müydü idrak edemiyordum, burada kuyunun dibinde zaman yoktu ne de olsa. Belki de çok kısa bir süre geçmişti, ben yukarıya tırmanmaya başladım. Adımı söyleyen kişi adımı söylemeye devam ediyordu. Yolu tamamladığında orda kimsenin olmadığını gördüm, orada öylece dikilen sadece bendim. Ve kendi kendime sesleniyordum. Bir süre buna devam ettikten sonra aslında başından beri kendi kendime seslenenin ben olduğumun farkına vardım. Penceremden içeri sokak lambasının ışığı giriyordu. Perdeyi kapattım.


1.

1 note, March 6, 2014

nodding-silently asked: Kalbimi sektirdin. Bir daha yapma.

Elimde değilmiş.

0 notes, March 6, 2014

6 Ocak-27Şubat

Elimde yine haşlanmış harikalar diyarı vardı, yine ağlıyordum, yine gece boş sokakta yürüyordum, 6 ocak ve 27 şubat o kadar farklıydı ve o kadar aynıydı ki. Yine bir şeyleri içimde parçalayarak bitiren, elimdeki kitabın sıcaklığı, yürümek, yine hammock. Kulaklığım bozuktu bu sefer ama, midem bulanıyordu, sperm ve bira içmiştim, başım dönüyordu ama düşmemek için her şeyi yapıyordum. Kendimi çok güçlü hissediyordum, sanki tüm dünyaya isyan etmiştim, yanımdan geçen insanların yüzüne siz hiç bir şey bilmiyorsunuz der gibi bakıyordum. İçim ölüyordu sonra yeniden doğuyordu, içimde doğum çığlıkları ve ölüm sessizliği art arda süregeliyordu. Çakmağım yere düştü, alıp devam ettim, ellerim buz gibiydi, havanın nasıl olduğunu hissetmiyordum. Uyuşmuştum. Bütün bunlar yaklaşık yarım saat önce oldu fakat sanki yıllar önce oldu ya da hiç olmadı gibi, beni öldüren ve doğurtan şey beni güçlendirdi. Umrumda değil. Hammock var ve biraz ros. Bacaklarımın uyuşması içimin sızlaması umrumda değil. Ya da bir çeşit bağışıklık kazandım bir saatte, içim en son öldü mü doğdu mu, emin değilim. Umrumda da değil.

0 notes, February 27, 2014

Kemiklerinin bir kaçı kırılmıştı herhalde, en azından hissettiği buydu. Oturduğu yer çok soğuktu, adeta götü donmuştu! Ama o bunu hiç umursamıyordu. Oturduğu yer olmasa bile umursamayacaktı. Oturduğu yer olsa o olmasa ya da oturduğu yer sıcak ve rahat olsa ya da o aslında ayakta duruyor olsa da, hiç bir olasılığın önemi yoktu, kaybolmuşlardı, önemler. O an önemi olan tek şey diye düşündü, hayır cidden yoktu. Durmak, hala biraz önemliydi. Durmak eylemi kendi içinde sonsuza katlanarak güzel bir hoşluk yayıyordu içine. (Güzel bir hoşluk?) Evet. Bir takım kuşların sesleri falan vardı, bir kaç araba falan geçiyordu, bir kaç kişi yürüyordu falandı. Duracağım lan ben, yürüyün dedi sanki bana yürüyorsunuz. Kırık kemiklerimle duracağım, kırık olsa duramazsın diyenleri yanıltmak artık varolma amacım. Falan dedi. Zırva zırva zırva. Bacaklarını karnına çekti, ah uh. Çok acıyordu canı. Ama tam olarak neresi acıyor onu bulamıyordu. Bütün olarak acıyordu işte, varlığı acıyordu. Çok olmadı diye düşündü en fazla iki saat olmuştur. İki saat çok değildir. Üzerime binen iki saat, kafası konuştu. Kafatası da acıyor eş zamanlı, düşünceler çat çat geçiriyor. Aslında tam düşünüyor denemez, sadece geçici körlükler yaşıyordu o an gözlerinin önünde çok değerli geçmiş tiyatrosunun oyuncuları vardı biri o diğeri de, diğer işte. Seçenekler olmadan diğer olmaz ki dedi, seçeneğim yok. Seçeneksizim. Çakmağım yok bir de, dışından diyordu bu sefer. Ayağa kalktı, bu kadar durmak yeterdi. Üstünü başını silkelerken cebinden çakmağı da buluverdi, -Hayamınakoyayım burdamıydın sen.


-Aylin Erol

2 notes, February 15, 2014

Kurgu kulübünün gözlemci ihtiyacı-kısaöykü

Ellerimi birbirine sürttüm, ısınan avuç içlerimi gözlerime yasladım. Gerindim. Kalktım. Saat yine geç olmuştu, hep olurdu. Ne yapmam gerektiğini söyleyen bir çizelge edinmeliyim diye düşündüm, bomboş bir günün ortasına bomboş uyanmıştım. Yatakta oturup bacağımdaki morluklara bakarak biraz sessizliği dinledim, kulağım çınladı, bir yerlerden ezan sesi geliyordu. Küçükken ezanı allah okuyor sanardım ben, öyle olsa daha motive edici olurdu. Ne yapacağıma bir süre daha karar veremeyip, mutfağa yöneldim. Yiyecek hiç bir şeyin arasından kendime yiyecek makul bir şey bulabildim; yeşil elma ve çikolatalı süt. Evimde genelde kullanılabilir şeyler olmazdı, pratik yiyecekler ya da çabuk kombine edilebilecek kıyafetler.. Kıyafetlerimin hepsi alakasızdı, 8 pantolonum ve 2 gömleğim vardı. Aslında 2 pantalonum ve 8 gömleğim olması gerekirdi, burdan başlıyordu saçmalık. Elma ve çikolatalı sütten sonra nihayet kendime bir amaç belirlemiştim, sanırım elma ya da süt kafamı açmıştı. Ya da ikisi birleşince kafa açıcı etkisi oluyordu, bilmiyorum. Metro girişine gidip biraz insanları izleyecek sonra metroya binecek ve tek arkadaşımın yanına gidecektim. Sekiz pantolonumdan yeşil olanı ve iki gömleğimden siyah olanı üzerime geçirip kendimi dışarı attım, ceketimi ve botlarımı seke seke yolda giydim. Acelem yoktu ama ben telaşlı bir adamım, ellerim ceplerimde saçmasapan şeyler düşünerek metroya vardım. Girişe oturup bir ballı boğaz pastili attım ağzıma, üzerine de bir sigara yaktım. Gözlerimi kısıp izlemeye koyuldum, her yer insan kaynıyordu, aralarından birini seçtim. 30lu yaşlarında bir kadındı, üzerinde siyah bir trençkot vardı, içine elbise giydiyse de görünmüyordu, trençkotun bitiminden siyah külotlu çorabı başlıyordu, kadın telefonla konuşuyordu. Biriyle kavga falan ediyor olmalıydı. Elleriyle sürekli hareketler yapıyordu, kesin bir şey anlatmaya çalışıyor ama telefonun ucundaki ona fırsat vermiyor diye düşündüm ve sigaramdan son bir duman çekip izmariti ezdim, bunları yaparken bir gözüm hala kadındaydı. Şimdi de eliyle yüzünü kapatmıştı, ağlıyor mu diye bakarken telefonu iki eliyle tuttu, bir süre baktı daha sonra cebine koyup metro girişine yürümeye başladı. Tam takip etmek için kalkacakken birden çarpılmış gibi durdu ve hızla arkasına dönüp neredeyse koşarak çöpe doğru gidip cep telefonunu çöpe attı. Bir süre çöpteki telefona baktıktan sonra yine aynı hızla arkasına dönüp gitti. Gideli 5 dakika oluyordu, içimde inanılmaz bir dürtü vardı. O inanılmaz dürtüyü bastırmaya çalışarak yerimde huzursuz huzursuz kıpırdanıyordum, sonunda kendimi daha fazla tutamadım ve çöpe gidip telefonu aldım. Açması pek zor olmadı, pin kodu da şifresi de yoktu. Açar açmaz telefon elimde titredi ve mesaj ekranda belirdi; “Merhaba, şanslı gözlemcimiz sensin! Bu telefonu çöpten aldın ve şuan elinde tutuyorsun bu yüzden Aramıza katılmaya hak kazandın!” Ve bir de adres vardı. Ensem karıncalanmaya başlamıştı, anlamlandıramayıp mesajı defalarca okudum. Sanrı olmadığından emin olduğumda telefonu çöpe geri bırakıp gitmeye yeltendiysem de yapamadım. Her zaman çok meraklı bir adam olmuşumdur, içimi kemiren, kanımı donduran bir merak vardır hep içimde. Ve eğer bu mesajı görmezden gelirsem gerçekten kendi kendimi yiyerek meraktan öleceğimi biliyordum. Telefonu cebime koydum, metroya indim ve kafamda bir sürü soruyla arkadaşımın yanına gittim.
İçeri girdiğimde tezgahında çanta yapıyordu. Arkadaşımın bir çantacı dükkanı vardı, küçük bir yerdi, kendi yaptığı çantaları satıyordu. İçerisi deri kokuyordu ve o da deri kokularıyla gelip bana sarıldı.
“Hoşgeldin, nedense gelebileceğini aklımdan geçiriyordum.”
“Bir medyum tarafın olduğunu herkes biliyor zaten Su.”
Su çalıştığı pasaj içindeki herkesle iyi geçinirdi, belki de çok güzel fal baktığı içindir. Kısacık saçlarını arkaya atarak oturmamı söyledi. Kafam hala mesajda dalgın dalgın oturdum. Biraz ordan burdan sohbet ettik, o da elindeki işe devam etti bir yandan.
“Çok dalgınsın, neyin var.” Dedi birden ve onun cümlesinin tam bitişine bir ses geldi nokta olarak ” bip bip”
Cebimde öten telefonu titreyerek çıkarıp baktım,
“Seni bekliyoruz!” Ve adresin daha detaylı açıklaması. Bulamadığımı mı düşündüler, gideceğimi mi düşündüler? Hem onlar kim? Birden beynim dondu. Su garip garip bana bakıyordu.
“Noldu kötü haber mi? Aaa Iphone 5 mi o, ne zaman aldın. Ver bir bakayım.”
“Yy-y-yok şey ben gideyim bir işim çıktı. Senin de işin var hem. G-görüşürüz!”
Dışarı çıktığımda buz gibi hava yüzüme çarpınca biraz kendime geldim. Ne yapmam gerekiyordu, biri gel dedi diye hemen gidecek değildim. Yerimde duramıyordum, bir oraya bir buraya yürüyüp ne yapacağım ne ne ne diye beynimi yiyordum. Ya kötü insanlarsa diye düşünüyordum, ama daha sonra da ne yapabilirler ki bana, ben kötü bir şey yapmadım kimseye diyordum. Olayları idrak etme kapasitem gittikçe eksilere indi ve birden kendimi oraya giderken buldum. Kafamda hiç bir şey yoktu. Sadece gidiyordum işte. Kafamdaki düşünceler bir su gibi akarken ben birden musluğu kapatmıştım. İki katlı bir binanın önünde duruyordum, adresi tekrar kontrol ettim, burasıydı. Kapının yanında “Kurgu Topluluğu” yazıyordu. Taş duvarları ve hoş bir bahçesi vardı. Kapının önünde minderirinin üzerinde oturan tasmalı beyaz bir kedi vardı. Kedi gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Derin bir nefes alıp zile bastım, albino bir adam kapıyı açtı.
“Merhaba gözlemci! Biz de seni bekliyorduk.”

-son- (Belki değildir.)


Aylin Erol

2 notes, January 20, 2014

İki kaktüs bir hesap açalım dedik, herşeyim ve ben burada yazacağız artık. İlginize. http://birciftkaktus.tumblr.com/

0 notes, January 14, 2014

Anonymous asked: yazdıkların tam bi saçmalık :( bullshit!

Biliyorum. Gerçekten.

0 notes, January 7, 2014

Anonymous asked: Seni seviyorum ben.

Teşekkür ederim.

0 notes, January 7, 2014

Anonymous asked: kusmuksun.

Kusmuklar kusamazlar.

0 notes, January 7, 2014

birgunolunca asked: kalemin çok kuvvetli.

Çok teşekkür ederim.

0 notes, January 7, 2014

Anonymous asked: seni facebooktan eklemem lazım lazım lazım lazım lazım. yardım. yardım. yardım. linkler misin. ?.

Aylin Erol. Bulmayı sana bırakıyorum.

0 notes, January 7, 2014

Nereye böyle kafanıza baykuş geçirip? Ne kadar ayıp.

Kafamdaki baykuşun ne ile beslendiği hakkında bir fikrim yok belki de ölmüştür bu yüzden. Merhaba ben ölü baykuş kafa, şimdi bitki çayı içecek olan. Kendini biraz iyi hissedebilecek olan baykuş kafa, ölü. Başarısız, amaçsız, hiçbirşeyli. Bilgisayarı da bozuk zaten binbir zorluk.

0 notes, November 26, 2013

Ne vatozluğunu gördük bu güne kadar?

Sallanıyorum bazen, diyorum neden epilepsi. Ğ. Gelir birazdan içine sıçar günümün, zaten pek güzel değildi günüm şuana kadar. Yapmacık yapmacık konuşur, güle güle gider sonra. Ben de bok (afedersiniz) gibi kalırım, gülemem, yüzüm müsait değil. Salih dedenin mor kamburu ben, kime sorsan titreye titreye gösterir. Algılarımı köreltmiş, oturup çikolata yerim, sonra gider bazen kusarım. Sercan kaç gündür mail atmıyor. Hindistana bensiz gitti herhalde şerefsiz. Öcü müyüm ben, galiba. Ki zaten olmadığım bir o kalmıştı. Başımız dertte, pusuya yattım dert yakalıyorum. İnternetim sorunlu. Dünya sorunlu dünya. Ne güzel klişeyim işte nerem garip. Ha olmaya çalışıyorum bir de dediklerine göre, garip olmaya çalışıyormuşum. Bu çabaödan haberdar olmamak beni çok kederlendirdi, zaten pesimist bir kulum. Üzerime çok gelmeyin, hiç bir şey yapamam, yok olur giderim. Korkmuyorum değil bundan. Binlerce özür.

0 notes, November 26, 2013

Sen neden böylesin?

Yazdım yazdım sildim yine. Ben neden böyleyim, siz neden böylesiniz? Dünya öyle böyle zaten. Olmak kolay mı, oluyorum işte. Daha ne? Gözüm şişti. Sinema dersi var 49 dakika sonra. Saniyesini kafam almıyor, sifon bozuldu. Babun dinliyordum. Kimsem ölmedi diyordum, ha, bir kimseme az sonra para vereceğim. Kimsesiz miyim lan ben. Tövbe tövbe, ayıp ayıp şeyler. Değişik değişik versiyonlar. Kopyalasaydım keşke. Yazıyorum yazıyorum siliniyor yazım. Kader. Çakmağım çok çirkin. Niye sigara içiyorum ki ben hem? Yapacak başka işlerim yok diye mi. Evet, bilmem. Güzel oluyor, bırakılır. Wakarimasen. Yeni şarkıya geçitik, teneke kutular var yanyana değil işte beynini siktiklerim arka arkaya. Ben dizdim ordan biliyorum. Neden böylesiniz be, niye böylesin Aylin? Garipsin Aylin. Garibim de ne yapıyorum, bacaklarımı bile kesemiyorum. Nerem garip, küfür mü edeyim illa, neden weird dövmesi yaptırdın o zaman Aylin, ananın amından mı diyeyim. Şenol sunuyor şuan. Standartta. Onu dinliyorum tane tane. Kitap okuyor adam nesneli! Garip falan değilim ulan, abi deme lan 5yaş küçülüp gelirim yanına, çok çağrışım çok çok, çağırı şım şım şıp şıp. Susususuu. Su. Mor orospu. Gözümü kapatınca küçülüyorum, büyüğüm sanki. Şenol ne güzel sesin, sesini öpmüşler. Zambaklı filozof. Ben gidiyorum, ne yapsam boş diye hoş boş boş hoş oturacağım. Küçüldüm.

1 note, November 26, 2013